Basında İstanbul Barok

 

İSTANBUL BAROK AVRUPA BASININDA


Mozaik Topluluk İstanbul Barok

“Bozar’ın Pazar Konserleri serisinin, geçtiğimiz Pazar, Türk klavsenci Leyla Pınar tarafından kurulan İstanbul Barok’u davet etmesi iyi fikirdi! Topluluk daha önce de 1997’de “Printemps Baroque du Sablon Festivali”nde André Campra’nın L’Europe Galante operasını sahnelemişti. İstanbul’da yerleşik olan bu ensemble barok müziğin yanı sıra Osmanlı dönemi geleneksel Türk müziğini de üst düzey müzisyenlerle yorumluyor.  Pazar günkü konserde Leyla Pinar’ın yanında iki şarkıcı yeraldı. Muhteşem kontrtenor Kaan Buldular  ve güzel sesli Nermin Kaygusuz. Sonuncusu aynı zamanda kemençe de çalıyordu. Bunlara pek çok saz çalabilen iki virtüöz, Alper Maral ve Tolga Ünaldı eşlik etti. Beşli ensemble elindeki çoklu imkanlar sayesinde Corrette’ten Frescobaldi’ye, Duphly’den Händel aryalarına, pek çok geleneksel Türk müziği eserinden marşlara kadar geniş bir yelpaze sundu. Alışılagelmedik olan bu konser programı, Brüksel’deki Türk toplumu kadar salonun dikkatli gediklilerine de yenilikçi geldi.  Birbirine kontrast teşkil etmesi bakımından çok güzel bir şekilde hazırlanan program değişik kısa parçalardan oluşuyordu. A capella söylenen geleneksel bir şarkı, ney’in nefesi, boruyla çalınan bir hava ya da Rameau’nun “Mısırlı” adlı parçası konserin incileri arasındaydı.(La Libre Belgique – Aralık 2011)

 

“…Festivalde iki gün evvel solo olarak da dinlediğimiz Leyla Pınar, yüksek müzik kalitesi içinde, etkileyici sopranoları; yaratıcı buluşları, rafine ve zekice hazırlanmış mizanseni ve hoş koreografisiyle birlikte bize ince bir ruh ve özgün bir yaratıcılık örneği sergiledi. Türkiye´yi «Avrupa» da görmek ikna ediciydi.”

Frédéric KIESEL (Revue Générale – Haziran 1997 – “Chroniques et Actualités de Musique.”)

“… Perşembe gecesi bize Brigittines´de L´Europe Galante´ı sunan Printemps Baroque du Sablon Festivali yöneticilerini kutlamak gerekir. …Yeni bir oluşum sürecindeki İstanbul Barok bize kendi barokçularımızın ilk hallerini hatırlattı.
Serge MARTIN (Le Soir – Haziran 1997)

“…Belçika´da ikamet eden Türk klavsenci Leyla Pınar muhteşem projelere imza atmaya devam ediyor. Bu Pazar İstanbul Barok´u dinlemek üzere “Printemps Baroque´ta olacağım…”
Martine DUMONT-MERGEAY (Bruxelles “Art et Musique” – Haziran 1997)

 


 

İSTANBUL BAROK TÜRK BASININDA


27 Mart’ta başlayan – 02 Nisan da İtalyan Kültür Merkezi’nde “İstanbul Barok” solistlerinin konseriyle sona eren 14.İstanbul Barok Festivali La Troupe du Phare ve İstanbul Barok eşliğinde ” La Fontaine ” masallarının sahnelenmesiyle başladı. Klavsenist Leyla Pınar’ın 14 yıldır organize edip, dünya çapında sanatçıları tanıttığı festival, İstanbul’un tarihi mekanları olan Beyoğlu St. Pulcherie Lisesi, Galata Derneği (Eski Ceneviz Binası), St.Espirit Katedrali ve İtalyan Kültür Merkezi ’nde gerçekleşti. Konserlerde Barok bestecilerin Kıbrıs oyun havası, bostancıbaşı vb. Türklerle ilgili parçalarına da yer verildi.
Festival de şef Francesco Corrias yönetiminde “Barok Çağ’da İtalya’da Seyahat” temalı konseri, Barok Çağın Sesleri ve Cenevizli Bestecilerden Örnekler müzikli söyleşi ve “İstanbul Barok” solistlerinin iki konseri de yer aldı. Festivalin kapanış konserinde: “İstanbul Barok” solistleri klavsenist ve müzik yönetmeni Leyla Pınar yönetiminde İtalyan Barok besteciler Vivaldi, Scarlatti, G.Caccini, G.F.Handel, Todorini, A.Caldara, G.B.Pergolesi, A.Campra, F.Koczwara’dan eserler çaldılar. Konserin solistleri soprano Oya Ergün ve kontratenor Kaan Buldular’dı.
Seyircilerin kendini zaman tünelinde hissettikleri konseri hocaların hocası şancı Yıldız Dağdelen; Leyla hanım tamda barok çağda olduğu gibi müzisyenleri bir araya getirip müzik yapıyor. Cesur, değişime açık, doğaçlama bir müzik. Seyirciyi de müzik olayının içine katıyor. Çok beğendim.” Sözleriyle yorumladı.
Zeynep ALTAY (Cumhuriyet – 3 Nisan)

 

 

 

…G.Ç: Mozart öncesine hiç gidemiyoruz. İki yıl önce Ankara´da yapıldı. İyi olduğunu duydum.

M.E: Türkiye´de ilk kez bir Händel operasının sahnelenmesi bakımından bence çok önemli bir iş yapıldı; o prodüksiyona emeği geçen herkesi tekrar kutluyorum!
Mehmet ERGÜVEN, Gürçil ÇELİKTAŞ (Sanat Dünyamız – 102 Bahar 2007)

 

 

 

 

…Ankara Devlet Opera ve Balesi, Ankara´da uzun süredir özlemi duyulan bir şey yaptı ve Türkiye´de daha önce sahnelenmemiş bir barok operayla, Händel´in Deidamia operasıyla mevsimin ilk yeni yapımını Ekim ayında seyircilerine sundu. İstanbul Barok topluluğu ile kurucusu ve sanat yönetmeni Leyla Pınar ile ortaklaşa gerçekleştirilen, Händel´in az tanınan bu son operasını Ali Pınar sahneliyor. Müzik ve sahne yönetmenleri bütünlüğü bozmadan, çağdaş teknik unsurlar katarak, eseri başarılı biçimde sahneye koymuşlar. Barok üslupla şarkı söylemenin ve çalmanın zorlukları düşünüldüğünde, Ankara Devlet Opera sanatçılarının bu sınavdan başarıyla çıktıklarını söylemek doğru olur. Kadriye Saral-Levent Pınar ikilisine ait, beyaz rengin hakim olduğu dekor ve kostümleri; Fuat Gök-Ali Pınar´a ait ışık düzeni; doyurucu bilgiler veren güzel broşürü ile bu başarılı yapım için tüm kadroyu kutlamalı.
Ayşe ÖKTEM (Andante – Ocak/Şubat 2005)

 

 

…Klavsen sanatçısı Leyla Pınar, topluluğu İstanbul Barok ile bu yıl onuncu kez, Uluslararası İstanbul Barok Festival Haftası´nı düzenleyecek olmanın tatlı heyecanını yaşıyor. Klasik müzik kültürünün yerleşip yerleşemediğinin tartışıldığı Türkiye gibi bir ülkede, Batı için dahi yeni sayılabilecek “otantik müzik” akımının bayraktarlığını yapmak, kuşkusuz zor bir iş olsa gerek. Leyla Pınar, bu müziğe emek veren ekibiyle birlikte yaşadıkları güçlüklere karşı yıllardır mücadele veriyor. David Munrow´un İngiltere´de, Gustav Leonhardt´ın Hollanda´da, William Christie´nin ise Fransa´da yaptığını Leyla Pınar azimle Türkiye´de gerçekleştirmeye çalışıyor. Sahiplendiği misyon çok önemli çünkü o, bugüne kadar üzerinde özel olarak pek durulmayan bir bağlantıyı, Topluluğu ve Festivaliyle tüm dünyaya duyurmaya çalışıyor: Barok çağda Batılılar ve Türkler arasındaki müzikal etkileşim. Avrupa Birliği ile her alanda entegrasyona girmek peşindeki Türkiye´nin Batıyla ortak miras üretme arzusuyla çok iyi örtüşen bu bağlantı, umarız ki, kültür politikalarını yönetenlerin dikkatini çeker ve böylece Leyla Pınar´ın çabaları daha fazla ilgi ve destek görür.
Serhan BALİ (Andante – Nisan/Mayıs 2004)

 


 

 

 

…Brüksel başkent belediyesinin düzenlediği “Le Printemps Baroque du Sablon” adlı festivale katılan İstanbul Barok izleyiciler tarafından ayakta alkışlandı. 35 kişiden oluşan İstanbul Barok´un klavsenci Leyla Pınar yönetiminde seslendirdiği “Sevdalı Avrupa” operası en çok ilgi gören yapıtlardan biri oldu.
…Festivalin genel koordinatörü Christophe Pourtois, Türk sanatçıları ve seslendirdikleri yapıtı değerlendirirken, “Festival kapsamında 17 etkinlik dinledik. Bunlardan en başarılısı Türkiye´den gelen İstanbul Barok´tu. Bu olay Belçika´da yaşayan Türkler için de çok önemli idi. Çünkü Belçikalılar, Türklerin sanattaki yerini yakından gördüler” dedi.
Fikret AYDEMİR (Milliyet Avrupa – 5 Mayıs 1997)

 

 

 

 

 

…Barok antagonizm, Grek mitolojisinin mistisizmi ve Purcell´in rafine müziği ile modern ve cesur yaklaşım mizansenin kriterleriydi.

Didem ERYAR (Daily News – 24 Aralık 1995)

…Müzik ve sanat yönetmenliğini Leyla Pınar´ın yaptığı eserin 30 Kasım günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu´nda yinelenmesi İstanbul´da bir “müzik olayı” sayıldı. Temsil beklenenden öte başarı sağlamış, ilgi toplamıştı. Bu sonuçta doğal olarak mizansen ve koreografinin yanı sıra dekor, kostüm ve ışık tasarımcılarının hizmeti büyüktü.
Faruk YENER (Milliyet Sanat – 15 Aralık 1995)

…Devlet desteği almadılar, sponsorları yok, yaş ortalamaları yirmi… Ve İstanbul´un en seçkin konser salonunda Dido & Aeneas´ı sahneye koyuyorlar! Başlarında otuz yıllık barok müzik birikimini onlarla paylaşan, ülkemizi yurt dışında da başarıyla temsil eden klavsenci Leyla Pınar var. …Müzik tarihinde önemli yere sahip bu yapıtın kısıtlı olanaklarla, büyük bir özveri ve o denli büyük bir coşkuyla sahnelenmesi her müzikseveri heyecanlandırır, mutlaka izleyin.
Alin TAŞÇIYAN (Milliyet – 30 Kasım 1995)

 

 

 

 

…Son yıllarda Batı´da barok operaya karşı bir ilgi canlanması söz konusu. Çeşitli başkentlerde Dido Aeneas´ın Craig zamanında olduğu gibi yeniden sahnelendiğine tanık oluyoruz. Yüzyıl başının öncü girişimlerinin yeniden “moda” haline gelişini çağrıştıran bu gelişimlere koşut olarak bir biçimde İstanbul´da, İstanbul Barok tarafından sahnelenmesi, üstelik bunun söz konusu barok yapıtın ülkemizde ilk oynanışı olması, hoş bir rastlantı oldu…

…İstanbul Barok´un Dido Aeneas´ı, sahneye koyucu ve tasarımcıların barok sanatın özelliklerine uygun düşen seçmeci yaklaşımıyla ele alınmış. Renk kullanımında simgeci tutum belirleyici olmuş. Büyücülerin sahnesinde video görüntüden yararlanılması, çağdaş teknolojiyi gündeme getirmiş.
Ayşin CANDAN (Yeni Yüzyıl – 14 Mayıs 1995)

 

 

 

…Sahne tasarımcıları büyük ölçüde soyut dışavurumculuktan etkilenmişler. Aeneas´ın gemisinin dekoru Jackson Pollock´ın “action painting” üslubunda boyanmış. Amaç, cadılar tarafından kandırılıp Kartaca´dan ayrılmaya kalkan Aeneas´ın ani ve bilinçsiz davranışını vurgulamak. Kraliçe Dido´nun yatak odasında kullanılan üç ayrı renk panolar için Yves Klein´ın “Mono-Pink: Mono-Gold: Mono-Blue”adlı yapıtından esinlenilmiş. Pembeyi “aşkın tutkusu”; altın yaldızı “kraliyetin şatafatı”; maviyi ise “mitolojinin mistik kudreti” olarak düşünmüş. Kartacalıların savaşa fil üstünde gitmeleri arka plandaki tek renk (metalik) Kartaca surlarının üstüne yerleştirilen ve “akıllıca yönetilen bir devletin kolay yıkılmaz mitolojik korunganlığını sergileyen” fil kafalarına esin vermiş. Öte yandan panolara anti-tez oluşturması için soyut dışavurumculuğa tepki olarak gelişen pop-art´tan yararlanmışlar. Bir happening anlayışı içinde cadılar sahnesinde yanan ateşi sahnenin önüne yerleştirdikleri bir ekran aracılığıyla vidoeodan gösterdiler. Dileriz tüm müzikseverler, resmi kurumlar dışında, gencecik sanatçılar tarafından oluşturulan bu sanat olayına tanıklık etme zevkine erişirler. Alin TAŞÇIYAN (Milliyet Sanat – 15 Mayıs 1995)